Kapıda Ödeme Seçeneği Sadece 4 TL
0 Sepet
Sepete Eklendi
    Sepetinizde ürün var
    Sepetinizde 1 ürün var
    Toplam
    Devam Alışverişe Devam Et

    Seyahat Tutkusu — gezi

    8 Adımda Simple Community ile Prag Hikayesi

     

    "Bu hikaye gerçek deneyimlerden oluşmaktadır. Hiç bir abartı ve ekleme bulunmamaktadır. Turistik olmayan içerikleri barındırır. Keyifli okumalar dileriz."

    1) 4 Nisan 2018 sabahı erkenden Navy Boom ile yola çıktım. Bu müthiş bahar sabahında Prag’da havanın 16-20 dereceleri gösterdiğini görünce ayrıca şenlendim çünkü pasaportumu ve kartvizit cüzdanımı Navy Boom bel çantamın içine koyup, kah belime kah omzuma çapraz takarak heryeri dolaşabilecektim. Üstelik içine güneş gözlüğüm, rujum, şarj aletim ve tabiki telefonum bile rahatça sığabiliyordu. Ellerimin boşta kalması ve çanta taşımak zorunda olmamam işin cabası..:)

    #navyboom #bumbag #fannybag


    2)Tepemde güneş, etrafımda gülümseyen insan seli ve dört bir yanım tarihi binalar ve ben şehrin göbeğinde (old town) Savic Hotel’de soluğu buldum.



    3)Lokal önerilere bayıldığım için “Kahvem geldi” deyip merkeze uzakta ama burada her gün oturup çalışırım dediğim, enerjisi sanat dolu, kahvesi huzur kokulu Cafe Letka’ya gittim. Baktım herkes neşeli, e ben de rengarenk pencere ve yastıklarıyla kaplı cumbada “Kongi” ile kahvemi yudumluyorum, o zaman dedim ki Kongi benim şansım.




    4)Kendimi film setinde gibi hissettiğim, mimarisi ve binaları renkli ve tarihi yönünü hiç bozmamış bu şehir resmen mükemmel. O ortadan geçen nehri ve köprüleri yaşamanın tek yolu sadece yürümek yürümek ve yürümek. Baharda gitmenin avantajı herhangi bir vasıtaya ihtiyaç duymamak ve her yerin keyfini çıkarmak.

                      


    5)Akşam yemeği için kendimi Brasileiro’ya attım. Sınırsız salata bar ve üstüne şişte gelen binbir türlü marine et / tavuk / balık çeşitleri (bu servis de sen dur diyene kadar durmuyor) yemek hem konsept hem de ziyafet oldu.



    6)Yemek sonrası kokteyl zamanı. Ben kokteyl çok sevdiğim için 2 bara üst üste gittim ve ikisi de birbirinden iyiydi. Zaten aynı grubun yerleri. Hemingway daha klasik çünkü dünyanın en iyi 50 kokteyl barı arasında , Cash Only daha cosy ve genç. Bence ikisi de denenmeli.

                         


    7)Ertesi sabah yine lokal bir öneriye uzunca yürüyüş. Bu sefer hava biraz serin diye açıkta kalan tek yerimi yani bileğimi Dalia ile şenlendirdim. :) Bu şenliğe sonrasında sağlık patlaması ama leziz kahvaltı ve öğlen yemekleriyle meşhur “Herbivore” ev sahipliği yaptı. Bir ben kalmışımdır yazmayan ama trende uyalım ve yenmesi gerekenlere acai bowl ve raw yiyeceklerini yazalım. :)

                     


    8)Benim Prag için ayırdığım zaman yeterli olduğu için yarım günümü de şehre 2 saat uzaklıkta olan SPA ve kaplıcalarıyla ünlü Karlovy Vary’de geçirdim. Burası da evlerin tatlı mı tatlı olduğu minnacık bir yer. Elimde bir tarafı süet, diğer tarafı kutnu kumaşından oluşan bir taşla iki çanta diye tabir ettiğimiz Antares , yarım günde nehir etrafında gezip , kahvemi yudumlayıp, bu beldenin lüks mimari yapısını inceledim.



    Her an herşeyden ilham alabilirsiniz...
    Gittiğiniz, gördüğünüz herşey size anı biriktirir...
    Gün içinde her dakikanızdan keyif almaya başlarsınız..
    Zaman zaman trendi takip edersiniz, kimi zaman klişelerle dalga geçersiniz..
    Rutinleri bozmanın inanılmaz hazzını hissedersiniz..

    Bunları okuyup katılıyorsanız siz de artık bir Simple Community’lisiniz :)

    Sevgiler
    Selay Yarımoğlu

    Seyahatlerinizde Rutinden Çıkmanın Yolları

    Seyahatlerinizde Rutinden Çıkmanın Yolları

    Herkese Merhaba! Simple Community olarak rutinleri çok sevmeyip yaratıcı ama yalın fikirler ve yaşam tarzıyla ilerlediğimizi anlamışsınızdır. Bu biraz bizim kendi yaşamımızda uyguladığımız felsefe gibi oldu ama hani yanlış anlaşılmasın, kendilerine trend olsun diye yollar bulan kişiler değiliz. Gerçekten isteğimize göre yaşamayı tercih ettiğimiz için kendimizi bu noktada bulduk.

    Seyahat de bunun bir parçası aslında. Benim yaşamımda en keyif aldığım aktivite tam anlamıyla. Keyif almaktan çok besleyici olması ruhuma işliyor. Her seferinde yeni bir farkındalık uyandırdığı için hislerimi sizlerle de paylaşmak istedim. Şöyle oturup bir düşününce seyahat öncesi ve esnasında neler yapıyorum da genelde öneri sorulan bir kişi haline geldim. Bazı zamanlar rehber gibi uzun uzun yazılar yazıp rotalar çizdiğimi bilirim gidecek arkadaşlarım için. Çok basit bir şekilde seyahatlerde rutinlerden çıkmanın birkaç altın kuralını kendimce sıralamak istedim.

    Rutinden çıkmak benim için lokal takılmak, belirli web sitelere takılı kalmayıp alternatif uygulama/web sitelerini kullanmak ve de anılarınızda yer edebilecek o birkaç günü daha da maceraperest hale getirmek...

    Nasıl yaparıma gelince..

    1)Ben mutlaka www.spottedbylocals.com u ziyaret edip, orada yaşayanların önerilerini dikkate alırım. Böylece turistik ve lezzetsiz yemek yememiş ve boşa daha şişirilmiş hesaplar ödemememiş olurum.

    2)Yaşanmışlıkları görmeyi ve gittiğim yerde yaşıyormuş gibi hissetmeyi seven biri olarak uzun zamandır konaklama olarak airbnb dışında bir app. kullanmıyorum. Hem bütçenizi bu şekilde aşağı çekebiliyorsunuz hem de evde kalmanın sıcaklığını seyahat boyu hissedebiliyorsunuz. Tabi doğru seçimi yapmak için biraz vakit ayırmanız gerekecek. Asıl imkanınız var ise ve evinizi başkalarına kiralama konusunda herhangi bir titizliğiniz yoksa mutlaka www.homeexchange.com u deneyin :) Holiday filminden özenerek uygulayacağınız bu yöntem sonucunda kim bilir belki siz de hayatınızın aşkıyla karşılaşabilirsiniz :)

    3)Kesinlikle ağır bavullarla uğraşmayın, küçük bir el bagajı ve sırt çantasını kapıp yola çıkın. Çok ihtiyaç olursa gittiğiniz yerden nasıl olsa alırsınız, milyon tane uygun fiyatlı ürün bulabilirsiniz her yerde, hem giydikçe gezdiğiniz sokakları hatırlarsınız.

    4)Bu benim herkese şiddetle tavsiye ettiğim bir madde! Hayatınızda 1 kez de olsa mutlaka tek başınıza tatile çıkın, herşeyi tek başınıza keşfedin, yeni insanlarla tanışın, farklı kültürlerle sohbet edin. Acıktığınız zaman yemek molasını uzun tutup keyfini çıkararak yemeğinizi yiyin. Hem kendinize hem de etrafınıza çok daha duyarlı olacaksınız ve son gün dönüş yolunda kendinize olan sevginiz daha da artacak :)

    5)İster tek ister başkalarıyla tatilde olun, elinizde mutlaka haritayla gezip bilmediğiniz ya da çok populer olmayan gözünüze hoş görünen sokaklara dalın. Bu hiç umulmadık yerlerden nelerin çıkabileceğinin bir göstergesi, inanın ben hep yapıyorum ve ne dünyalar keşfediyorum.

    6)Bir obje/nesne bulun ve gittiğiniz her yerden onu alın. En basit örneği magnet tabiki ama yine rutinden çıkıyorum. Ben daha anlamlı ve pahası olmayan bir şeyden bahsediyorum. Gezerken sevdiğiniz cafelerden toplayacağınız peçete ya da kartlar gibi.

    7)Son olarak size birkaç app önerisinde bulunacağım. Kendi keşiflerinizi not etmek ve başkalarının keşiflerini okumak için Bonjournal, tripadvisor vb dışında yenilik istiyorum artık diyenler için Triposo, event takibi adına eventbrite, yine yerel önerileri görmek için likealocal, sosyal yerler ve yine eventler için heylets, konserleri görmek için bandsintown.

    Hepsinin ötesinde son ama en önemli önerim fotoğraf çekmek ve seyahatinizle ilgili yer yön bulmak gibi gereklilikleri halletmek dışında telefonunuzu minimumda kullanın. Onun bir iletişim aracı olduğunu unutmadan anınızın keyfini çıkarın derim ben..

    Selay

    Boston by Melike Özünlü

    Boston by Melike Özünlü

    Herkese karlı bir Boston sabahından merhabalar,

    Ben sırtıma çantamı takip, tabii valizlerim, ve çoğu zaman da mobilyalarımı alıp şehir şehir gezenlerdenim :) Son sekiz senede Boston’ın New York ve DC’den sonra üçüncü şehrim olmasından da anlaşılıyor tabii :))

    Geçtiğimiz kasım ayından bu yana hem turistik, hem de “Bostonlu” aktivitelerimi sizinle paylaşmak istiyorum. Burada hep dedikleri “Boston is a walking city”, gerçekten de öyle, yürüyerek bir uçtan bir ucuna gidebilirsiniz Boston’un. Yaklaşık 4 kilometre olan Freedom Trail’i yürümek sanırım ilk yapılması gerekenlerden. Boston Common’dan başlayarak Bunker Hill Monument’da sonlandırarak, Boston tarihi hakkında doyurucu bilgiye sahip olabilirsiniz.

    İlk geldiğimde, Boston Public Garden beni çok mutlu etmişti, rengarenk yaprakların çimlerin üzerine döküldüğü zamanda da gelince, burası tam da küçük Central Park’mış demiştim:) Yazın da ayrı bir güzel, golde ördekler, kuğular, çimlerde keyif yapmak için ideal.

    Eğer yaz aylarında Boston’daysanız mutlaka ya Duck Tour ya da Sunset boat turlarından yapmanızı şiddetle tavsiye ederim. Charles River’da yelken, kano yapmanın da tadı bir başka tabii.

    Beacon Hill, en favori semtim bu şehirde diyebilirim, Fener lambalı daracık sokaklar, kısa tuğla apartmanlar, Amerika’nın en avrupai semtlerinden biri yapıyor burayı. Biraz yokuş ama kesinlikle yürümeye değer. Sonrasında ya da öncesinde Charles Street’te Tatte Bakery and Cafe’ de soluklanıp lezzetli tartlarıyla bir kahve molası verilmeli :)

    Gelelim Newbury Street’e, sanırım taşındığım günden beri en çok vakit geçirdiğim cadde diyebilirim. Nişantaşı gibi, mağazaların, küçük küçük butiklerin olduğu, yine sağlı sollu kısa tuğla binaların arasında çok sempatik bir cadde. Yemek ve kahve için önerilerimi ayrıca aşağıda belirteceğim elbette :)

    Bir sonraki durağımız North End, İtalyan mahallesi. Minik ekmek fırınlarından tutun da, pastaneler, cafe’ler, italyan restoranlarıyla dolu sıcacık bir semt. Hanover Street, en canlı, en güzel sokağı. The Old North Church (devrim savaşçısı Paul Revere’nin evi de kilisenin bahçesinde), Captain Jackson’s Historic Chocolate Shop’a uğrayıp 18. yüzyılda nasıl çikolata yapılıyormuş, izlemeyi unutmayın.

    Waterfront ise özellikle yaz aylarında yürüyüş için çok keyifli. Boston’ın son iki senede en çok yatırım yapıldığı, yeni restoranların açıldığı bölgesi. Bir boğaz keyfi değil ama, Amerika’da çok da bulunmayan su kenarı restoran-cafe keyfini burada bulabilirsiniz.

    Bir gün de mutlaka Cambridge’e ayırılmalı, MIT ve Harvard’ı görüp, öğrenciliği solumak şart.

    Şimdi gelelim benim en zevk aldığım bölüme :) tabii ki yemek. Zamanımın çoğunu Yelp’de, yemek bloglarında, yemek dergileriyle geçirdiğim doğrudur :)) Haydi hep birlikte göz atalım Boston en iyiler listeme:


    North End:

    • Mike’s Pastry en turistik, cannoli’leri ile ün yapmış, önünde her gün yüzlerce kişinin sırada beklediği pastane ama onun tam karşısındaki Modern Pastry bence lezzet olarak Mike’s Pastry’den hem çok daha iyi, hem de daha değişik tatlılar bulmak mümkün. Bostonlular Modern Pastry’i tercih ediyor, bunu da not olarak düşeyim.
    • Cafe Vittoria’da cappuccino içmeden lütfen North End’den ayrılmayın :) Üzerine kakao tozu serpilmiş cappuccino ve yanında tiramisu. Mutluluğun yemekle bir ilgisi olduğu doğrudur evet:) Bu cafe, hem turistlerin yoğun olarak uğradığı, hem de bu bölgede yaşayan lokal italyanların geçerken arkadaşını görüp, uğradığı her daim kalabalık olan, tipik bir italyan cafesi. Neredeyse 24 saat açık.
    • İtalyan restoranlarına gelince, Scopa, yeni açılmış, minik bir restoran. Bu sokakta bulunan restoranların hemen hemen hepsini denedim ama bence lezzet ve servis bakımından burası kesinlikle fark atar. Aklınızda bulunması gereken bir nokta da, servis konusunda beklentinizi yükseltmemeniz bu sokakta :)
    • Sıranın az olduğu bir zamana denk getirebilirseniz (Akşam 6 öncesi ya da, brunch zamanı) Neptune Oyster’da beyaz şarap eşliğinde lobster roll, tuna tartar, kalamar.
    • Bricco ve Salumeria İtaliana, italyan soğuk et, peynir, makarna, zeytin almak için uğranması gereken marketler. Hatta Bricco marketin yanında bir de küçük bir ekmek fırını var, geçerken kokusundan da anlayacağınız gibi :) Bricco market’in sandviclerini de öneririm, ayaküstü bir atıştırma için.
    • Pizza için: Yine tüm kaynaklar Regina’yı önerecek ama bence Locale’in pizzaları çok daha başarılı.

    Newbury Street:

    • Lolita Cocina & Tequila Bar: Geldiğimden beri en çok gittiğim, Boston’a gelen her arkadaşımı götürdüğüm Meksika restoranı. Kokteylleri, yemekleri kesinlikle çok çok iyi. Yemeğin sonrasında gelen elmalı pamuk şeker ise beni çocukluğuma götürdüğünden mi bilmiyorum ama mutluluk kaynağım :) Rezervasyon şart, ya da kokteylinizi yudumlarken barda beklemece
    • Saltie Girl: Minik bir deniz ürünü restoranı. İstiridye, kalamar, somon konusunda oldukça iyiler. Özellikle barda oturup, yemeklerin yapımını izlerken yemesi daha da keyifli. Sunumları da yemekleri kadar başarılı.
    • Kahve: Render Coffee ya da Barrington Coffee Roasting Company
    • Eataly de birkaç ay önce açıldı, alışveriş merkezi içinde olması biraz kötü ama yine de lezzet anlamında oldukça başarılı. New York şubesi ile aynı çizgide hizmet veriyor.

    South End:

    • Barcelona Wine Bar South End: Tapaslar da şaraplar da çok iyi. Hanger Steak ve ekmekleri olmazsa olmazları.
    • Kava Neo-taverna: Küçücük bir yunan restoranı. Olur da bir akşam uzo-meze yapalım derseniz kesinlikle tek geçerim burayı. Köfteleri ananemin köftelerini hatırlatıyor her gittiğimde :)

    Cambridge:

    • Pizza: Area Four: Obama’nın geldiğinde uğradığı pizzacı diye bilinir. Buranın en iyilerinden bence de.
    • L.A. Burdick: Hot chocolate içmeden dönmeyin

    Son olarak Yvonne’s, iç dekorasyonu çok şık, yemekleri lezzet fırtınası olan yeni açılan restoranlardan biri. Unutmadan Island Creek Oyster bar (deniz ürünleri çok iyi) ve yanındaki The Hawthorne (kokteylleri başarılı) sevdiğim mekanlardan.

    Ve kapanışı müzik ve içki ile yapmak istiyorum. Boston Opera (40 yaş altına 20 dolara opera izleme keyfi), Berklee College konserleri, Wally’s barda jazz. Wally’se girdiğinizde içerisi sizi ürkütmesin, çok iyi gruplar çıkıyor genellikle akşam 9’dan sonra.

    Drink ise menüsü olmayan, sadece sizin ne şekil kokteyllerden hoşlanırsınız diye sorarak, barmenlerin isimsiz içkiler yaptığı bir mekan. Çok kalabalık bir zamanda gitmezseniz (yani cuma-ctesi gecesi gibi) barmenle sohbet eşliğinde değişik tatlar denemek mümkün.

    Harpoon Brewery, Samuel Adams Brewery de bira severler için hem tur, hem tadım mekanları.

    Keyifli gezmeler!

    Milano by Selay Yarımoğlu

    Milano by Selay Yarımoğlu


    Merhaba! Öncelikle şöyle başlayabilirm ki bu yazıyı yazmak benim için inanılmaz keyifli. Neden derseniz hemen anlatayım. Toplamda 10 ay İtalya'da yaşamış, bunun 9 ayını Milano'da geçirmiş ama esasen bir önceki yaşamında İtalyan olduğunu zanneden ve dolayısyla her düşündüğünde kendini evinde gibi hisseden biriyim ben.. Bir de gördüklerimi bildiklerimi başkalarıyla paylaşmak en büyük zevklerimden biri. Bu yazımda Milano'nun en lokal, geleneksel, turistiklikten uzak sırlarını paylaşacağım. Böylece gittiğinizde ben ne hissediyorsam aynısını hissetmenizi sağlayacağım. Tabii umarım :)

    Milano öyle bir şehir ki 3-4 günlük gezmeye gittğiniz zaman döndüğünüzde pek de birşey yokmuş dersiniz. Ama doğru adreslere giderseniz hemen fikriniz değişebilir.

    Alışveriş ile başlamak gerekirse herkesin bildikleri dışında Duomo Meydanı'na paralel olan Via Torino caddesini ve dümdüz ilerlediğinizde ufak bir gezinti sonucu varabileceğiniz Porto Ticinese'yi önerebilirim. Via Torino'da orta ayarda diyebileceğimiz, daha makul fiyatlı ve de Türkiye'de mağazaları olan zincir markalardan bulabilrsiniz. Porto Ticinese ise tamamen İtalyan butik markaların bulunduğu biraz hibster, biraz çılgın bir cadde. Burası aslında akşamları gençliğin ellerinde içkileriyle takıldıkları bir alan olduğu için mağazalar da konsepte uyum sağlamış diyebilirm. Bunların yanı sıra asıl size Milano'nun meşhur Tortona bölgesinden bahsedeyim. Burası designer atölyelerin olduğu bir bölge. Bu nedenle de çok sayıda butik mağaza var. Asıl tailor-made butikler, modanın dikiş ruhu burada denebilir. Bu dar sokaktan yürüdüğünüzde sadece butikleri gezmekle kalmayıp tatlı mı tatlı cafe'lerinde de ara verebilirsiniz.

    Gelelim herkesin en büyük ilgi alanına! Nerede yemek yiyelim? Şahsen benim seyahat denince ilk aklıma gelen "Hangi restorana gitsek? Ne yesek? " tarzı yerel öneriler gerektiren sorular olduğu için ilgi alanıma giriyor. Tutkum olan kahve de tabi bu araştırmalarımın arasında yer alıyor. Özellikle de orada yaşadığım süreç boyunca İtalyan arkadaşlarımın olması da şansım. Her gittiğim yerden kartını, peçetesini ya da herhangi hatırlatıcı bir objeyi topladığım için elimde bir sürü yer var. Hepsini birden tek bir yazıda paylaşamayacağım için "EN" leri seçip yazıyorum.

    1)En iyi Risotto- Ristorante Cucina Da Oscar. Size porsiyonların büyüklüğünü anlatamam! Kesinlikle bir tane alıp en az 2 kişi paylaşabilirsiniz. Ben sizin yerinizde olsam bir adet Risotto alla Milanese (meşur Milano usulü safranlı risotto) ya da Risotto frutti di mare (deniz mahsullü-hani deniz mahsüllerini koklatanlardan değil, baya bonkör davrananlardan) yiyip, yanına da ana yemeklerden birini söylerdim. Önerim şinitsel!

    Mekan tam bir tipik aile işletmesi. Yeri de mekanın içi de gayet salaş ve samimi. Menü bile duvarlarda kocaman kağıtlar üstünde yazılı. Yani burda herşey kocaman=)
    Adres: Via Lazz. Palazzi, 4 --Corso Buenos Aires caddesinde yürüken ara sokağa saptığınızda varıyorsunuz. Aman atlamayın Pazar ve Pazartesi kapalı)

    2)En iyi Şinitsel-Damm-atra. Burası da gerek dekoruyla, gerek içerideki aile profiliyle tipik bir İtalyan restoranı. Pizzalarını da önermekle birlikte esas olarak şinitseli süper. 2 farklı pişirme şekliyle şinitsel yapıyorlar. İkisini de denemenizi öneririm.
    Adres: Via Lombardini, 1 - Ripa di Porto Ticinese üzerinde.

    3)En iyi deniz mahsülü- Baja Sardinja- Öncelikle "Bu fiyata ne yedik be" diyebileceğiniz bir yer. Biz ortaya her türlü deniz mahsülünden söyleyip bir de deniz mahsüllü pizza isteyip, üstüne de ev şaraplarından içmiştik ve komik bir hesap ödemiştik. Siparişi verdiğiniz gibi üstü baharatlı ve zeytinyağlı mini lavaşlardan ortaya geliyor. Bir posta onla doyuyorsunuz çünkü karşı konulmaz tadı var. Üstüne zeytinyağı-limon marinesi muhteşem yapılmış karides, ahtapot, yengeç gibi deniz mahsüllerinden söylediğinizde tam oluyor.
    Adres:Via Don Bosco - Metroda sarı hat üstünde Brenta durağına yürüyüş mesafesi. Ama atlamayın! Çarşamba kapalı.

    4)En iyi makarna- Da Bruno - Keşke tek bir çeşit makarnasını önerebilseydim. Ama hepsi birbirinden güzel. Günlük yaptıkları home-made makarna önerisini dinlerseniz hiç pişman olmazsınız. Her seferinde şefin önerisini yedim ve midem bayram ederek kalktım..
    Adres:Via Maurizio Gonzaga 6. Duomo meydanına 5 dakika mesafede. Duomo kilisesini arkanıza aldığınızda solunuzda kalan Piazza Diaz meydanında. Aman atlamayın! Hergün 12.00-15.00 ile 19.00-23.00 saatlerinde açık. Cumartesi kapalı.

    5)En iyi Kuruvasan- Pasticceria Sissi- Aslında bir İtalyan ile bir Fransız kuruvasanı arasında dağlar kadar fark var. Ben tabiki İtalyan'cıyım çünkü benim damak zevkime daha yumuşak, içi daha dolu, sakızımsı hamuru olan tatlar hitap ediyor. Buna karşılık kaldığım süre boyunca da , döndüğümden beri de tadı damağımda kalan , tek geçerim dediğim kuruvasan Pasticceria Sissi'ye ait. O nasıl bir kıvamdır! 1 tane kesin yetmez, 2 tane anca doyurur!
    Adres: Piazza Risorgimento 6

    6)En iyi Kahve- Bu sorunun cevabı olarak heryer diyebilsem de birkaç öneri sunacağım. Bizdeki adıyla cafe latte, oradaki asıl adıyla latte macchiato olarak bilinen kahvenizi, 2008 yılında bir, şimdi ise yaklaşık yedi şubesi olan California Bakery'de ya da ara sokakta kalmasına rağmen belirli bir kitlesi bulunan Cocotte'te içebilirsiniz. Sütün tadını almayı, yumuşak içimli kahveyi ve kremamsı kıvamı seviyorsanız bu 2'si doğru adreslerdir. Ayrıca California Bakery'de parmaklarınızı yedirtecek Amerikan usülü tatlıları, kekleri, pastaları bulabilirsiniz ve eğer seviyorsanız muhteşem bagel'ları ile brunch keyfini yaşayabilirsiniz. Espresso için de tarihi tasarımından da belli olacağı gibi 1800'lü yıllarından kalma Marchesi ailesine ait Pasticceria Marchesi'yi öneririm. Burası Milano'daki İtalyan pastenelerinin babası, eminim içinizi ısıtacak.
    Adres: California Bakery-Bulunduğunuz noktaya yakın olanı seçebilirsiniz.
    Cocotte-Via Benvenuto Cellini 1. Cinque Giornate meydanından Corso 22 Marzo yönünde giderken 3 dakikalık yürüme mesafesinde.
    Pasticceria Marchesi- Via Santa Maria alla Porta 11. Piazza Duomo'ya yakın. Daha da kolayı kırmızı metro hattı üzerindeki Cordusio durağına yürüyüş mesafesi. Aman atlamayın! Pazartesi kapalı. Salı-Cumartesi 20.00'a kadar açık. Pazar ise 8.30-13.00 arası açık.

    7)En iyi Dondurma: Şüphesiz İtalya'da bir çok yerde güzel ev yapımı dondurmalar yiyebilirsiniz ama gerçekten tadındaki farkı hissetmek isterseniz size Gelateria Della Musica derim. Çeşitten çok damak zevkine hitap etsin, dondurmanın özünü yiyelim derseniz birazcık merkezden uzaklaşıp bu dondurmacıyı bulun derim. Küçük mü küçük dükkanın o sokaktan çıkacağını tahmin etmediğiniz gibi dondurmalarının da bu kadar güzel olacağını düşünemezsiniz.
    Adres:Via Giovanni Enrico Pestalozzi, 4. 2 numaralı tramvayla Via L. il Moro Via Pestalozzi durağında inerek hemen ulaşabilirsiniz.

    8)En iyi Aperitivo: Burası Corso Buenos Aires'i kesen sokak aralarından birinde, tamamen lokallerin gittiği ve açık büfesindeki çeşit sayısı en çok olan aperitivo'lardan biri Ciu's. İtalyanlar'ın 1 adet içkini öde ne yersen ye mantığıyla oluşturdukları, sosyalleşmek için ve iş çıkışlarını değerlendirmek için yaptıkları aperitivo kültürü Milano'da çok yerde bulunabilir. Burada 8-10 Euro ödeyip bir içki alıyorsunuz, gerisi size kalmış, açık büfeden dilediğiniz kadar yiyin… Afiyet olsun..
    Adres:Via Gaspare Spontini 6. Corso Buenos Aires üzerinde ilerlerken Via Gaspare Spontini sokağına sapınca hemen sağda görebilirsiniz. Aman atlamayın! Pazartesileri kapalı.

    En'ler burda bitmez… Devamı gelecek.. En iyi kokteyl, en iyi tiramisu, en iyi şarap mekanı ve de diğer genel öneriler sizi bekliyor..